Travma sonrası stres bozukluğunun tarihçesi
A history of post-traumatic stress disorder
Genel stres reaksiyonundan DSM-5'e: TSSB tanısının yüz yıllık evrimi.From the general stress reaction to DSM-5: a century of evolution of the PTSD diagnosis.
Bu yazı Türkçe yayımlanmıştır.
Travmanın beden ve ruh sağlığı üzerindeki etkileri ilk çağlardan beri gözlenmiştir; ancak travmanın birey üzerindeki ruhsal etkilerinin tanımlanması ve psikiyatrik bir hastalık olarak kabul edilmesi İkinci Dünya Savaşı sonrasında olmuştur. Savaş mağduru birçok insanda gözlenen ruhsal bulgular "genel stres reaksiyonu" olarak tanımlanmış ve DSM-I'e bir tanı kategorisi olarak eklenmiştir. İkinci Dünya Savaşı'nın Batı toplumu üzerindeki olumsuz etkilerinin azalmasıyla DSM-II'de travma ve stresle ilişkili hastalıklar yer bulamamış, "geçici durumsal rahatsızlıklar" olarak adlandırılmıştır. TSSB, 1980 yılında Amerikan Psikiyatri Birliği tarafından DSM-III'te ilk kez psikiyatrik bir tanı olarak tanımlanmıştır. Bu süreç, bilimsel araştırmaların yönünü travma sonrasında oluşan klinik bulguların tanımlanmasına çevirmiştir.
DSM-III'e göre travmatik olay, normal bir insanın günlük hayatında karşılaşabileceği olaylardan farklı boyutta aşırı durumlar olarak tanımlanmıştır: işkence, soykırım, insan eliyle felaketler (atom bombası, fabrika patlamaları, uçak kazaları) ve doğal afetler. İnsan hayatını etkileyen ciddi hastalıklar, kişisel yaşam olayları ve cinsel taciz gibi stresörlere maruz kalma ise uyum bozuklukları altında tanımlanmıştır. Bu ayrım, bireylerin stresle başa çıkma ve uyum becerilerini göz ardı ediyordu; klinik olarak TSSB belirtileri gösteren bir kişi, DSM-III'teki stresör ölçütünü karşılamadığı için tanı alamayabiliyordu. Sonraki tartışmalarda, ağrı fenomenine benzer biçimde, travmanın dışarıdan algılanan nesnel bir durum olmadığı ve kişinin bireysel özelliklerinin travmanın klinik sonuçlarını değiştirdiği ortaya konmuştur; savaş, işkence ve soykırım gibi aşırı travmatik maruziyetlerin bile herkesi aynı düzeyde etkilemediğine dair veriler bildirilmiştir.
Travma tanımı DSM-IV-TR'de güncellenerek "kişinin yaşamını ve fiziksel bütünlüğünü tehdit eden bir olay yaşaması ya da buna tanık olması" biçimini almıştır. DSM-IV-TR ayrıca TSSB belirtilerini üç başlık altında toplamıştır: yeniden yaşantılama, kaçınma ve aşırı uyarılmışlık. 1980'e kadar tanımlanmamış ve görece yeni bir tanı olmasına rağmen DSM-IV-TR sonrasındaki prevalans çalışmalarında tanının klinisyenler tarafından oldukça sık kullanıldığı görülmüştür. Yine 1980'e kadar TSSB'nin çocuk ve ergenlerle ilişkili olmadığı düşünülürken, Lenore Terr ve arkadaşlarının vaka sunumlarıyla bu görüş değişmeye başlamıştır. DSM-IV-TR sonrasında ABD'de yapılan prevalans çalışmasında toplum örnekleminde görülme sıklığının %3,6–9,7 arasında olduğu bildirilmiştir.
2013'te yayımlanan DSM-5 ile TSSB'ye ilişkin önemli değişiklikler yapılmış; tanı, anksiyete bozuklukları bölümünden çıkarılarak travma ve stresörle ilişkili bozukluklar bölümüne yerleştirilmiştir.